Muharrem Değirmen
Köşe Yazıları

Anavatana döneli 25 yıl oldu

Muharrem Değirmen··3 dk okuma
Paylaş
Anavatana döneli 25 yıl oldu

Yaşamadım.

Allah’ım kimselere de böyle bir acı bir yaşatmasın.

Hani Sivas olayları sonrası Ahmet Kaya’nın söylediği;

“Ben o otelin içinde değildim, ama otel benim içimdeydi” sözü var ya işte o acıyı yaşamadım ama her dinledikçe ve duydukça yüreğimden bir parça kopuyor.

Aynı apartmanda oturduğumuz komşularımız Hilmi Amca ve Meryem teyze ile sık sık görüşür sohbet ederiz.

60’lı yaşlarında olan komşularımız 25 yıl önce Bulgaristan’dan Anavatana dönen sadece ailelerden biri.

Bir araya geldiğimizde sık sık göç anılarını nemli gözlerle anlatırlar.

Her defasında içim sızlayarak dinlediğim o acı anıları adeta orada olmasam da her defasında yaşadığımız acı olaylar.

Bulgaristan’da Todor Jivkov rejimi ile başlayan ulus inşa etme çabaları,  özellikle 1984 yılından itibaren ‘soya dönüş’ projesi ülkedeki Türk azınlığı hedef almaya başladı.  Türk isimlerinin silah zoru ve baskıyla Slav isimleriyle değiştirilmesiyle hızlanan süreç; Türkçe konuşma yasağı, Müslümanların ibadetlerinin engellenmesi, geleneksel kıyafetlerin giyilmesinin yasaklanması gibi kısıtlamalarla devam etti, Türklerin bu yasaklara karşı gösterdiği direniş ile tırmanan gerilim,  1989 yılında yüz binlerce insanın sınır dışı edilmesi ile neticelendi.

İnsanlık açısından önemli olayların 25, 50 ve 100. yılları, tarihsel dönüm noktalarıdır. Bulgaristan “Zorunlu Göç”ü de, işte bu dönüm noktalarından birini yaşamaktadır.

Görüyorum ki; bu tarihsel dönemeçte, göç gündeme getirilmemekte ve adeta unutturulmaya çalışılmaktadır.

Bu göç bize yani Türklere hatta tüm insanlığa çok önemli şeyler anlatmakta ve gelecek için mesajlar vermektedir.

1989’dan 2014’e, Türkler açısından Bulgaristan’da pek bir şey değişmediği gibi Türkiye’de Türkler için durum çok vahim bir noktaya gerilemiştir.

Onun için Türkiye Türkleri; Bulgaristan’ı ve Bulgaristan Türklerinin başına gelenleri iyi okumalı ve de buradan çıkaracağı sonuçlarla, gelecek için doğru öngörülerde bulunmalıdır.

Elbette sadece Bulgaristan’da yaşayan kardeşlerimiz değil.

Halen başta Doğu Türkistan olmak üzere Irak ve Suriye’deki Türkmenlerimiz halen birçok sıkıntı içerisindedir.

******

İşte bu unutulmayacak acıların üzerinden yıllar geçse de unutulmuyor, unutulamaz.

O günden bu güne gelmek elbette kolay olmadı.

Manevi olarak yıpranmanın yanında yeni yaşamlarında ailelerine bakmak zorundalardı.

Maddi olarak yeni bir başlangıç yapmak durumda kalmışlardır.

Bulgaristan’da evlerini, bahçelerini, topraklarını bırakmak zorunda kalmışlardır.

Türkiye’ye geldiklerinde devlet makul ölçülerde kendilerine sahip çıkmaya çalışmıştır.

Bunun için Bulgaristan Türk’lerine uzun vadeli taksitlendirme seçenekleriyle konut imkanı sağlamış, ama sayı fazla olduğundan bu imkandan az bir kısım faydalanabilmiştir.

Ama yılmadı çalışkan kardeşlerimiz.

O günden bu güne geçen yıllara rağmen acılar hep taze kaldı yüreklerinde.

İstasyona iner inmez toprağı öpüyor dostlarımız.

Adımızla gezebileceğiz, “Türk’üm”, “Müslüman’ım” diyebileceğiz…

Bilmeyene, yaşamayana nasıl anlatılır, bilmem.

Kaç Türkiye yönettik biz? Kaç ülke bağlıydı bize?

Avuçlarım alev alev, yüreğim fırın ateşi, dualardayım:

― Bir bu kaldı elimizde. Sen koru ne olur.

Adın için, “Kitabın” için, “Besmele’n” için, sevgili tebliğcin için…

Sen koru!

1989 göçünde ve öncesinde, Bulgaristan’da “Türklük Mücadelesi” vermiş olan herkesi saygıyla anıyor, göçleri unutturmayacağımıza dair söz veriyor ve halen başta Bulgaristan Türkleri olmak üzere bütün Türk Dünyası’nın arkasında olduğumuzu 77 düvele buradan ilan ediyoruz…

Özellikle anayurdun kapılarını açıp acıların biran evvel sona ermesi için ciddi bir çalışma yapan rahmetli Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ı minnet, şükran ve rahmetle anıyor, yıllarca Bulgaristan, Yugoslavya’da ve Türki Cumhuriyetlerimizde yaşanan bu acılara göz yuman Süleyman Demirel denilen adamı ise lanetle anıyor hakkımı asla helal etmeyeceğimi belirtiyorum.

******

Özetle değerli okurlar çağın gereklerini kullanmamız gereklidir.

Yani;

Sözde Yahudi soykırımı ile ilgili yüzlerce film çekilmiştir, binlerce roman yazılmıştır.

Ancak Balkanlar'daki Türk soykırımı ile ilgili ciddi bir sansür vardır.

Bu sansürün en büyüğünü biz kendi kendimize uygulamaktayız.

Sağından soluna kadar Türkiye'deki tüm siyasi hareketler bu Türk soykırımı ile ilgilenmemiştir.

Bu sansür tarihe karşı uygulanan bir sansürdür. Balkanlar'daki Türk varlığı tarihten de silinmek istenmektedir.

Bu anlamda Emine Işınsu'nun “Çiçekler Büyür” isimli romanı önemlidir.

Artık Türkler kendi hikâyelerini anlatmalıdır.

Öncelikle kendi nesillerine anlatmalıdır ki dökülen kanlarımız yerde kalmasın.

Türk davasına sahip çıkacak kuşaklar yetişin.

Yeni çiçekler büyüsün…

İlgili Haberler